*

"BİR HİNT EFSANESİ"

 *

Copyright ©www.ondokuz.gen.tr / 22.08.2006

 *

            Çok eski bir Hint efsanesine göre, bir zamanlar bütün insanlar birer tanrıymışlar ; ama tanrılıklarını o kadar kötüye kullanmışlar ki, Tanrı’ların başı ‘Brahma’ onların elinden tanrısal güçlerini alıp, hiç bulamayacakları bir yere gizlemeye karar vermiş, böylece bütün sorun gizli bir yer bulmak olmuş.! Bir çözüm bulmak için toplanan küçük Tanrı’lar konseyi şunu teklif etmişler :

            -İnsanın tanrısal gücünü toprağa gömelim.!

            Brahma : -Olmaz, insanoğlu toprağı kazıp onu bulabilir demiş.!

            -Öyleyse onu okyanusların en derinine atalım.!

            Brahma gene -Olmaz demiş.!

            -Çünkü er geç insanoğlu bütün okyanusların dibini araştıracak ve kuşkusuz bir gün onu bulup çıkaracak.!

            Küçük Tanrı’lar : -O zaman onu gizleyecek bir yer bilemiyoruz ;

            -Çünkü yeryüzünde ya da denizin içinde insanoğlunun günün birinde erişemeyeceği bir yer yok gibi.!

            Brahma : -Bakın, ne yapalım. İnsanın tanrısal gücünü kendi varlığının en derinliğine gizleyelim ; çünkü insanın aramayı akıl edemeyeceği tek yer orasıdır.!

            Ve efsane şöyle biter ; Tâ o zamandan beri insanoğlu, kendi içinde olan bir şeyi bulmak için, dünyanın çevresini dolaşmış, tırmanmış, dalmış, kazmış, arayıp durmuş.!

            Evet canlar ! Hâlen de öyle..! Brahma bu tanrısal gücü insanın en derinine koyup üstünü de nefs denen kalın bir perde ile kapamış, o gündür, bugündür o nefs canavarı insanı bu ilâhi hazinenin, tanrısal gücün yanından bile geçirmez olmuş.!

            Bilinmeyen kadim zamanlardan bu yana yeryüzüne gelen tüm Hakeren, Peygamber ve Erenler insana bu gerçeği anlatmak için çalışmışlardır. İnsanlar bunun ne kadarını anlamış, idrak etmişlerdir ; ki üzerinde düşünülmesi gereken kendi dramıdır.!

            İnsanın içinde saklanan ilâhi gücü, özü olarak : -Aslında ben senin içindeyim, beni bulman için sana her işinde doğru olanı yapman için yap, yapma diye kâlbinden vicdân sesi olarak sessizce sana seslenmekteyim, din beni dinleyip dediğimi yapmandır demektedir.! Bu gerçek ; Rabb’imizin bizi kâlbimizde bulunan vicdân perdesinden terbiye etmek için seslenerek uğraştığının duyulan, yaşanan, görünen açık bir delili, fizik plândaki Tanrı’nın varlığının yegâne ispatıdır.!

            Diğer yandan nefs de “O”nun sesini perdelemek, duyurmamak için çalışmakta, insanı dünyasal hırs ve isteklerle kuşatarak yolunu saptırmaktadır.! Kişi bu iki ses arasında kalmakta, kararını birine uyarak vermektir.! İşte, ilâhi özü, gücü olan Rabb’inin sesini dinleyip “O”nun dediğini yapan kişi insan, nefsinin sesini dinleyerek ona uyup Rabb’in sesini refüze eden kişi de şeytan olarak telâkki edilmektedir.!

            İnsan önce bu iki sesi ayırt edip tanımak zorundadır ; ki doğru eylemi yapmaya her zaman muktedir olabilsin, arınsın, kâlb gözündeki perdeyi aralayabilsin ve nihayetinde de tam olarak açabilsin.!

            Yeryüzündeki insanların çoğu Vicdânlarının sesine uysalardı, bugün dünya barış içinde yaşayan, sorunsuz, dertsiz, yüksek ahlâklı bir insanlığı barındıracaktı.! Kendiyle, hemcinsiyle barışık olmayan insanoğlu evren ve içindekilerle nasıl barışık olabilir.? Önce kendimizi tanımalı, sonra kendimizi bilmeliyiz ki hakikatin hakkımızdaki amacını idrak edip istenileni yapmaya gayret gösterelim. Nefsini bilen kendini bilir, kendini bilen Rabb’ini bilir.!  

            İnsanın nefsini bilip kendini tanıması için günümüzden yaklaşık yedi asır önce Pîr Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî öğretisinde : Eline, Beline, Diline hakim ol demiştir.! Diğer bir deyişle ‘Elini, Belini, Dilini bil demektedir ; zîrâ dışa açılan tüm eylemlerimiz bu üç organın işlemesiyle oluşmaktadır.! Bu üçünün tepesinde akıl, aklın içinde düşünce ve hepsini bir bütün olarak denetleyip yap veya yapma diye öz olarak kâlbimizden konuşan Rabbimiz vardır.!

            İnsanın kötülük veya iyilikle karşılaşması bu üçünün nasıl kullanıldığı ile doğrudan bağlantılıdır. İnsanın bütün davranışlarına bağlı eylemler bu üç azadan geçer ve fizik plâna yansıyarak gerçekleşir. Yüce Hazret-i Pîr bunu kısaca tarif ettikten sonra ;Her ne ararsan kendinde ara, Kudüs’de, Mekke’de Hac’da değil, Hararet nârdadır sacda değil, Keramet baştadır, taşta değil diyerek, efsanede geçen Brahmanın ezeldeki eyleminin sırrına işâret etmiştir.! Yüce Pîr’in bu özdeyişlerindeki gerçek o sırrın Anadolu’daki versiyonudur.! Öz bir, söz bir.!

            İlim ve bilgi evrenseldir, bizler Tanrı’ya giden birçok yolun olduğunu biliyoruz. Kendi yolumuzda ilerlerken bütün fikirlere, bilgilere açık olmamız gerekir ; ki hepsinde ayrı bir incelik, ayrı bir fikir, ayrı bir duygu mevcuttur. Bunları harmanlayıp özünü almamız bize birçok hikmetler kazandıracaktır. Eskiler, Fikir fikri açar, el elden üstündür derler “O”na kadar, mutlak en üstün, en yüce, tek olan “O”dur. “O”nun dışında kalanlar, yaptığı evrensel yemeğin tadını meydana getiren unsurlardan başka bir şey değildirler.! 

             Rıfâî’lerin bir görüşü vardır :  

             İnsan nedir ki ? diye sorulduğunda, derler ki ; 

             -İnsan nefsinin dediğini tutarsa kötülük çamuruna batar, nefsini terbiye ederse sonsuz yükselmeye müsait olan bir varlıktır.!

            İnsan için ilâhi yükselmenin engelleri, kötü arzular, düşünceler, eylemler ve şehvettir.! İnsan yükselebilmesi için bunları yenmek zorundadır. En büyük savaş yani cihat, işte bu iç savaşı, “Vicdân – Nefs çarpışmasıdır.! Şu dünyada nefsten daha kâfir kim vardır ki.? Bu savaşta insanın silâhı ; doğru düşünce, akıl, ilim, bilgi, eğitim ve disiplindir.! Cahillik insanın vicdânını karartırken, ilim onun ışığını insana ulaştırarak kişinin iç ve dış aydınlanmasını sağlar.! Zamanımızda insanlığın din alanındaki en büyük sorunu cahilliğinden, düşünme yetisini kazanamadığı için, başkalarının başkaları için düşünmesinden ve düşünemeyenlerin düşünenlere uymalarından kaynaklanmaktadır.! Şayet ben benim adıma düşünen birine, onu sorgulamadan, fikirlerini irdelemeden, bilgisizce uyuyorsam, o zaman onun esiri durumunda, Tanrı’nın bana bahşettiği özgürlüğümü esarete çevirmişimdir.!              

            Melâmilik’de de bir görüş vardır : Ey yolcu ! Yanlış yola gitme.! Tanrı’yı dünya ve cennette arama, Tanrı yolu gönüldür, Tanrı’ya gönülden daha yakın yoktur, gönül Tanrı nûrundan bir kıvılcımdır.! Ey aday ! Bil ki yol gönüldür, yolcu sensin gitmek kendine bağlıdır.! 

            Dikkat eder ve incelersek bütün ekôllerde Tanrı ile gönülde, nefsi terbiye ederek birleşme vardır ; çünkü gönülden kast edilen kâlbimizde bulunan “ÖZ”ümüzdür.!

            Tasavvuf ehl-i ; Şeriat ağaç, Tarikat çiçek, Mârifet meyva, Hakikat ise öz olan lezzetidir der.!

İlim ve buna bağlı bilginin Kur’an’daki adı “Hikmet”tir.! “Hikmet”in bir başka anlamı da Âdem yani İnsan-ı kâmil olmuş insanın gönlüdür.! Hadis’e (Hz.Resûl’ün sözü) göre Cenab-ı HAKK der ki : Ben yere, göklere sığmadım, mü’min olan kulumun gönlüne sığdım.! Demek ki Brahmanın insanın içinde sakladığı insanın tanrısal gücü, özü olan kendiymiş.!

            Burada geçen mü’min ile tarif edilen elbette sade, inançlı normal bir insan değildir.! Arınmış, tüm ilâhi nitelikleri kendinde toplamış, Eren, HAKK’a ayna olarak onu yansıtan İnsan-ı Kâmil, Âdem’dir.! İnanan insanlara da her ne kadar mü’min dense de o dışta gözlemlenen imanlarından dolayı yapılan bir isnattır ; asıl Cenab-ı HAKK’ın cephesinden yapılan tarife göre mü’min demek ki “O”nun indinde çok farklıdır.! İnsanın, HAKK’ın tarifine göre mü’min olabilmesi ; işte bu asıl üzerinde çok düşünülmesi gereken en önemli iç aydınlanmayı sağlayacak hakikattir.!

            Eren”, bir anlamda burada görünen“Doğru yol”un kendisidir.! İnsan gerçek Eren’lere meylederse onların yoluna girmeye aday olur.! Aksini yapanlar ise döngüye bilinçsiz olarak devam ederler.!

            İnsan, içinde fitil bulunan karanlık bir lâmbadır.! Fitilini tutuşturup içini aydınlatmak kendi elindedir.! Onu uyandıracak kıvılcım kendi içindeki saklı “Öz”ü, “İlâhi Rûh”u, Tanrısal hazinesidir.! Bu da “O”na yönelmekle, Ona yüzünü dönmekle, O’nu dinlemekle mümkündür ; ki Kur’an’da Hz.Muhammed s.a.v. efendimizin şahsından insanlara Rûm sûresinin 30. âyetinde Hz.“İbrahim gibi dini Hanîf olarak uygulanması” gerektiği bu şekilde işâret edilir.! İşte bu tüm “Kutsal kitab”ların temelindeki tek gerçek özce “HANÎF DİN”dir.! O, tüm peygamberlerin tek ve tartışmasız hakikat yoludur.!

            Evet canlar ! Mümkün olduğunca okuyalım, düşünelim, yaradılış gayemizin, ulaşmamız gereken yerin ne olduğunu, nerede olduğunu, üstlendiğimiz “emânetin” mesuliyetini idrak ile buradaki hayâtımızın her anını en iyi şekilde olumlu eylemlerle dolduralım...! 

Selâmlar,

C.H.S.

 

Copyright©2000.www.ondokuz.gen.tr 

Copyright©2001.www.ondokuzbiz.com 

Copyright©2001.www.19muhammedali.com