*
Bugün neşre başladım manzum külliyatımı,
Takdim ederken size sır dolu hayâtımı,
Kefenimsi biçimde ;
Mehtapta mezar soyan aç kalmış bir hırsızın,
Veya son görücüye çıkan yaşlı bir kızın,
Utancı var içimde !
Otuz yıllık ömrümde hep hakîkat aradım ;
Tek başıma beş lisan öğrenerek taradım,
Maşrıkı ve mağribi ;
Bütün insânlık için kanayan bir yarayım ;
Ne oğlum var seveyim ! Ne karım var sarayım !
Yalnızım ALLAH gibi !
Her nefes “EHL-İ
BEYT”i kanlı yaşlarla
andım ;
Bir kevser havuzunda şükür en son yıkandım,
Çıktı, o irsî kirim !
Ölülere rûhumdan yaparım sun’î ilkah !
Cibrîl gibi Meryem’e üflerim bilâ nikâh !
Yine de hep bâkirim !
Benden evvel RABB’imi görür bakan gözüme !
Artık Sinâ dağından ışıldayan özüme,
Kabir değildir tenim !
Fişi güneşe takıp, olmuşum dev bir radar !
Yedi kat yer dibinden Arş-ı âlâya kadar,
Dalga alır antenim !
Bir inilti işittim dolaşırken fezâda,
Baktım, kara bir mikrop bir hayvâna ezâda :
Hurâfe ile Beşer !
Bileyip neşterimi sırtında seyyarenin,
Daldırdım merkezine iltihaplı yârenin !
Aktı içinden mahşer :
İstavroz,
tespih, ibrik, yobazlık, devrimbazlık,
HAK’la kul arasında simsarlık, madrabazlık,
Çıktı, yaptım pansuman !
Havra, Kilise, Câmi, her türlü put müzesi,
Toz oldu çarptığında irfanımın füzesi !
Yere indi âsüman !
Feylesof muyum ? Hayır ! Mesîh ? Yok ! Mehdî ? Hâşâ !
Sâde loş bir sahneyi eyliyorum temâşa !
Tiyatrodayım mâdem !
Öyle bir piyes ki bu titrerim tiril tiril,
Her temsilde açıyor perdesini bir goril,
Ve kapıyor bir Âdem !
Son bir heykeltıraşım inmiş göğün üstünden,
Bir insân çıkarırım yontup hayvân büstünden !
ALLAH’tır hep modelim !
Ayırıp samanından Âdem’in çamurunu,
Yoğrurum güneşte yeniden hamurunu,
Dâim kan kokar elim !
İlerlerken RABB’ime, doğru bir yolda emin,
Bir çığlık işiterek önünde makinemin,
Yaptım acı bir fren !
Son ahret katarıyım, dünyâdan geçer rayım !
Verin gözyaşınızı vagonuma sarayım !
Haydi kalkıyor tren !
Loş ve mahzundur diye ta’n edilmez makbere !
Gece semâda bile otuz günde bir kere,
Bedri olur bir Ayın !
Görmeseniz de hiç burnunuzdan ileri,
Hep ağlaya ağlaya yazdığım şiirleri,
Gülerek okumayın !
Her kelimem fersûde, her satırım perişan...
Bu belki uslûbumun kemâline bir nişan,
Kırışıktır yaşlı yüz !
Kâh verilir katlime, kâh tâltifime karar !
Kimi şi’rimde vezin, kimi kafiye arar,
Kimi de bir tefeyyüz !
Namûsunuza teslim ettim herbir sırrımı ;
Gösterdim yatak, yorgan, çarşaf ve hasırımı,
Kalktı mahremiyetim ;
Bunları kim satarsa bir şehvet pazarında,
Yakasına yapışır yarın HAK nazarında,
Çırılçıplak bir yetim !
Deyin “Bu bir meczuptur ! Veya bir rûh hastası !
Mezar taşına çarpıp çatlamış kafatası !
Serseri ! Bir derbeder !”
Darılmam –size asla ! Tuza kızmaz bir deniz !
Yalnız bana yanılıp “Geç ! Bir şâir !” Derseniz,
Hortlağım takip eder !
Der : “O ne bir Hügoydu ! Ne de bil bir Şekispir !
Belki yalnız kılığı değişmiş eski bir Pîr...
Üç ismi vardı niçin ?
Ona heykel dikme de, Kitabına gel eğil !
İnmişti
dünyânıza “Nobel”inizi
değil,
Sırf sizi almak için !
Gözü yoktu alkışta, kadın kız, paranızda,
“Uçan dâire” gibi gezerdi aranızda !
Misâfirdi bir anlık ;
“Sûr” sesini duyunca dedi sevinçle “Lebbeyk !”
Vücûdundan fırlattı “Şems”e
ilâhi bir peyk !
Kaldı size karanlık !
Beyitlerini sıkın ! “EHL-İ
BEYT” kanı
damlar !
Kafiyeleri ezin, kalkar başsız adamlar !
Kâinat çınlar ahtan !
Artık “o kimdi ?” Diye sorup durmayın
! Ardır !
Balığın vücûdunda sudan başka ne vardır ?!
İnsânda da ALLAH’tan ?!!
Gelin ! Diriyim henüz ! Nefes alıyor mumyam !
Kendi etini çiğner kabrinde pis bir yamyam !
Kusarak için için !
Kâlbimden her vurdukça çıkar “tam tam” sesleri !
Kalkmış Piramidinden “Mısır”ın Ramsesleri !
Bir “Ölüm dansı” için !!!
Genç bir kazâzedeyim ! Günahların sisinden,
Kâlbinizin buzuna çarpan Nûh Gemisinden,
Bir ben kurtuldum en son !
Teknenin enkâzını taşıyorum adama,
“Cuma”dan
başka kimse yok benzeyen “Adam”a ! *
Ağlıyor hep Robenson...
Tenimi bayrak gibi asmışım omurgama !
Belki görür bir “kaptan” deyip uzaktan, ama,
Görünürde yok ışık !
Gözlerim ufuklara baka baka kör oldu !
Toprağı öpe öpe ağzım toprakla doldu !
Hâlâ bekliyor âşık !
Elbet bir gün yanaşır bir “Gemi” bu kıyıya !
İnsân
Dünyâ denilen karanlık bir kuyuya,
Konmuş bir çıkırıktır !
Göğe “Su”
çekmek için ederken ömrü fedâ,
Kanlı zincirlerinden duyulan tek bir sedâ,
Boğuk bir “Hıçkırık”tır
!!!
*
M.H.ULUĞ KIZILKEÇİLİ
ANKARA – 20.02.1960
*
(x) HIÇKIRIKLAR 1960 ANKARA
*Cuma = Robenson adasındaki Robensondan başka tek adamın ismi
*
Copyright
© 2000-2003 www.ondokuz.gen.tr![]()
Copyright © 2001-2003 www.ondokuzbiz.com
Copyright © 2001-2003 www.19muhammedali.com